Cuma, 16 Eylül 2022 12:29

Kutsallarını Afiyetle Yediğimiz Hindulara Ayıp Olmuyor mu?

Yazan

Musa Eroğlu'nu seversiniz ya da sevmezsiniz; müzik anlayışını, yorumunu, beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; bu kişiye karşı öznel duygu ve düşüncelerinizi adab-ı muaşeret kuralları çerçevesinde dışa vurur ya da vurmazsınız; bu sizi bağlar. Ama o kişinin düşüncelerine zincir vurmaya kalkarsanız, bu sizin kimliğiniz hakkında bir fikir verir. Kısaca dogmato-faşist inanç sistemlerinin (bu kavramı şimdi uydurdum sanırım) bir yöntemi olan "kutsallarımıza dokundu, yargılansın, hapse tıkılsın" tavrının pozitif hukuk anlamında bir sınırı, bir ölçütü yok.

Şöyle bir düşünelim. "Doğru ve yanlış", "gerçek ve gerçek dışı" gibi kavramları, kendi düşünce sistemi içinde yer alan önermelere yaptığı göndermelerle (referanslarla) kanıtlayan/kanıtladığını düşünen bir kutsiyet karşısında ne yapabiliriz? Bu fasit daireden kurtulmanın imkânı var mıdır?

Örneğin, “evren yaratıldı mı, yaratılmadı mı?” sorusuna verilen cevaplar… Kutsal kitaplara bakarsanız, Tanrı tarafından yaratıldı. Savunucularının bu tez için referansları nedir peki? Kutsal kitaplar. Bu tez niçin doğru bir tezdir? Çünkü kitaplarda öyle yazmaktadır. Tanrı kelâmıdır ve tartışılmazdır. Peki, bu türden tezleri eleştirecek olsanız, "Hayır, burada iddia edildiği gibi değil gerçekler" diye itiraz etseniz veya "ti"ye alsanız bu tezleri ne olur? Tanrının kelâmına muhalefet ettiğiniz için cezalandırılırsınız. Orta Çağ'da Engizisyon Mahkemeleri eliyle yapılmak istenen de tam bu değil miydi? Skolastik düşüncenin ve kilisenin, kendi dışındaki dinsel ve din dışı yorumlara karşı zulmünün veya yok etmeye çalışmasının bir aracı değil miydi bu oluşum?

Hindistan, dünyada her gün tonlarcası mezbahalarda kesilerek yenilen kutsalları (inekler) için laf edene, küçük düşürücü eylemde bulunana yönelik ceza vermiş olsa, hemen birçok kişinin Hindistan’a yolunun düşmemesi gerekirdi.

Tanrı acz içinde midir ki, çeşitli kutsal kitaplarda dile getirdiği sözlerini insanların savunmasına ihtiyacı var? Semavi dinlerde bu kitaplarda dile getirilen sözlere uygun davrananlara veya davranmayanlara yönelik ödüllendirme (cennet) ve cezai yaptırım (cehennem) kavramları vardır. Nihayetinde Tanrı nazarında “yanlış” davranışlarda bulunan kişi cezasını çekecek; “doğru” yolda olana da cennette yaşama ödülü verilecektir.

Buna karşılık toplumsal düzeni sağlayan ahlaki, etik, estetik ve hukuki kurallar ise toplumlar arasında farklılık göstermektedir. Eskiden, soğuk kış gecelerinde, fok yağıyla beslenerek bir hayli şişmanlamış eşini çok değer verdiği misafirine sunan bir Eskimo erkeği ile aranızdaki ahlaki, estetik ve etik farkını göz önüne getirin.

Egemen İslami akım içinde heterodoks bir akım olarak görülmüş, kimilerince de din dışı felsefi bir varoluş biçimi olarak kabul edilmiş, bu özellikleri nedeniyle de kıyımlara maruz bırakılmış, toplantılarını, ibadetlerini gizlice yapmak zorunda kalmış (yani kendisini var edecek, ifade edecek yol ve yöntemleri bulamamış) bir kesimden (Alevilerden) davranış olarak ne beklersiniz? Tabii ki, düşüncelerin ve inançların özgürce ifade edilmesini ve tartışılabilmesini...

Biliyoruz ki, bugüne kadar edindiğimiz ve hemen bütün hayatımızda önemli işlevler üstlenen bilgilerimizin doğruluk veya yanlışlık referanslarını deneylere, gözlemlere, toplumsal veya bireysel pratiklere, bu pratiklerin sonuçlarının değerlendirilmesine, süreçlerin incelenmesine ve yorumlanmasına, buradan yola çıkarak varsayımlar oluşturulmasına dayandırıyoruz.

Yobazlık ve dogmatiklik, kutsallık şemsiyesi altına sığınarak dogmatik inançları sorgulayan insan aklının ürettiği her düşünceyi bir şekilde baskılamak istiyor. Bunu, yıllarca mağdur edilmiş, kıyımlara, katliamlara maruz bırakılmış Alevilerin bir kesimi de yapmak istiyor.

Bu vesileyle bir kez daha sormak gerekmiyor mu: Geçmişin mağdur edilmiş, ezilmiş mazlumları; gelecekte egemen olduklarında yeni zalimler mi olacak? Tarih tekerrür mü edecek?

Okunma 189 kez Son değişiklik Cuma, 16 Eylül 2022 12:32